Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu üniversite sınavına gireceklere havuç suyu ve can eriği öneriyor.
21.11.2013



LYS'ye Hazırlananlar Havuç Suyu İçmeli!


Son yıllarda sağlıklı yaşamdoğal beslenme konularındaki toplumsal ilginin artmasıyla birlikte hastalıkların tedavisinde şifalı bitkilerin kullanımı öne çıkıyor. Zencefil, zerdeçal, keten tohumu, ekinezya gibi bitkilerle artık çok daha haşır neşir olmuş durumdayız. Peki bitkileri tedavi amaçlı kullanırken bilinçli hareket ediyor muyuz? Modern tıp ve geleneksel tıp bitkilerle tedaviye nasıl bakıyor? Bitkiler gerçekten derde deva mı? Bu ve bunun gibi sorularımızı Bitkisel Tedavi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu ile konuştuk.

Bu konuda yıllardır çalışmaları ile tanıdığımız Prof. Dr. Saraçoğlu, bitkisel tedavinin ancak destekleyici olarak kullanılabileceğini ve hastalıkları tedavi konusunda esas olanın modern tıp olduğunun altını çiziyor. Yaza girerken zayıflamak isteyenlere lahana kürünü uygulamayı önerirken, kemik erimesi olanlara süt yerine brokoli, üniversite sınavına hazırlanan öğrencilere de zihin açıklığı için havuç suyu ve can eriğini tavsiye ediyor.

Bitkiler tedavi amaçlı mı yoksa tedaviye destek olarak mı kullanılmalı? Modern tıp ve geleneksel tıp bitkilerle tedaviye nasıl yaklaşıyor?

Öncelikle şunu belirteyim, modern tıp esastır. Teşhisi koyacak olan ve tedavi yöntemini belirleyecek olan bir hekimdir. Dolayısıyla burada dikkat etmemiz gereken bir şey varsa o da şudur. Aktarlara ya da bu tür işleri yapanlara gidip benim şu derdim var, şöyle bir sıkıntım var, bunun için ne önerirsiniz demek yanlıştır. Yani teşhisi konulmuş bir hastaya gene hekimlerine danışarak yardımcı ve destekleyici bitkiler kullandırılabilir. Ama buna karar verecek olan da yine hekim olmak zorundadır. Şimdi Avrupa?da ve Amerika'da bu işi yapan herbalistler var. Yani bunun için ilk okul mezunu olmanız yeterlidir. Bunların eğitimleri var bitkisel tedavi eğitimleri var. Burada yardımcı olarak bitkileri önerebilirsiniz. Ancak Türkiye de daha henüz böyle bir şey yok. Sağlık Bakanlığı bitkisel tedavi ile ilgili bitkilerin insan sağlığı üzerindeki etkilerini kapsayan bir yönetmelik hazırladı. Dolayısıyla yakın bir gelecekte bu yasalaşacaktır ve Türkiye'de de bitkisel tedavinin önü açılacaktır.

Bitkilere yıllardır çer çöp denildi

Ne yazık ki hekimler burada biraz utanıyorlar. Çünkü bitkilere yıllardır koca karı ilaçları bunlar çer çöptür denildi. Oysa ki Yüce Allah yarattığım hiç bir şey sebepsiz değildir bir sebep uğruna yaratılmıştır diyor. O zaman araştıracaksınız o bitki ne işe yarar. Bunu bilip insanlığın hizmetine sunmak gerekiyor ancak teşhisi koyacak olan mutlak suretle bir hekimdirHekim önerileri doğrultusunda hareket etmek esastır. ŞimdiOsmanlı'nın 700 yıllık bir otacı bir kültürü var fakat bu kültür ayaklar altına alındı ve bunlara çerçöp ya da koca karı ilaçları denildi.

Bitkileri tanımıyoruz

Hekimler bitkisel tedavi destek tedavi bu anlamda tabi biraz utanıyorlar. Bunu basit bir şeymiş gibi değerlendiriyorlar ama tabi bu günümüzde yavaş yavaş değişti. Bu konuda olumlu ilerlemeler var dolayısıyla insanların özellikle eğitiminde ilk okuldan itibaren doğayı tanımayı ile ilgili eğitim almaları gerekir. Bugün Avrupalı bir lise öğrencisi tabiata çıktığı zaman en az 20 tane bitkiyi Latince isimleriyle birlikte söyler ve tanır. Ama bizde üniversite mezununa sorsanız nedir bu diye hepsi ot deyip geçerdolayısıyla da bu biraz eğitimden kaynaklanan bir eksikliğimizdir. Bir baksınlar Avrupalılar Amerikalılar ilk okuldan liseye kadar neler öğretiyorlar, nasıl bir eğitim alıyorlar. Çünkü doğa bizim için bitip tükenmez sınırsız bir kaynaktır. Bizim eğitimimizde cilalı taş devri, yontma taş devri, Roma İmparatorluğu ne zaman çöktü, Kadeş meydan muharebesi yok işte Van Gölü?nün derinliği nedir, Tuz Gölü'nün çevresi ne kadardır filan gibi şeyler öğretiliyor. Bunların hiç biri bilgi değildir. Bununla ilgili de çocuklara sınav yapıyorsun yani bunlar bilgi değildir. Bilgi çok farklı bir şeydir yani bir ülkenin insanlarının kültürleri ile beraber bilgili anlamında zenginleştirilmesi lazım.

Kültürümüzü aktaramadık

Çok şükür son 7-8 yıldır Türkiye'de çok büyük bir değişim var kültürümüze sahip çıkıyoruz ve kültürümüzü bir çok dalda yaşamaya başladık. Kültür o milletin tarih önündeki saygın duruşudur. Bakın mesela Türk hamamları kalktı yerine saunalar geldi filan. Bunlar bizim genetik yapımıza da uygun değil. Halbuki hamamlarda Osmanlı hamamlarındaki tellaklar öylesine güzel masaj yaparlar ki ne bel fıtığı ne boyun fıtığı bırakırlardı. Ama şimdi ustalar yok biz bu kültürü alamadık. Bugün bilgisayar teknoloji ve mimarlık biliminde bu kadar ileri gitmemizi rağmen, Mimar Sinan'ın yaptığı cami ve köprülerin aynısını yapamıyoruz. Çünkü biz o kültürü aktaramadık. Bütün olay buradan kaynaklanıyor. Dolayısıyla kültürün içerisinde o yörenin insanının ortak paylaştığı değerler vardır ve bu değerlere bilimsel olarak bakılması gerekir.

Vatandaş derdini aktara anlatıyor

Türkiye'de bitkilerle tedavinin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Dünyadaki yeri bakımından bu bitkilerle tedaviyi kimler nasıl yapıyor ülkemizde?

Aktar bitkiyi satıyor vatandaş derdini aktara anlatıyor. Bu şekilde oluyor bu iş. Fakat bu yanlış. Yani aktarlar bitkiyi satmasın demiyorum, satsın. En azından bitkileri tanıyorlar. Hekimlerin çoğu da bitkiyi tanımıyor. Dolayısıyla burada bir karmaşa var ama inşallah bunlar düzelecek her şey rayına oturacaktır.

Bitkisel ilaçların eczanelerde satılmasıyla ilgili geçtiğimiz günlerde bir düzenleme yapıldı. Bu düzenlemeye göre de artık bitkiler eczanelerde satılacak. Bu konuyla ilgili olarak neler söylersiniz?

Doğrudur ve doğru olan da budur. Yani bu iş eczacıların işidir, eczacılar satar. Mesela benim kendi geliştirdiğim kürler, bitki karışımları var. Ben bunları ben aktarlara vermiyorum. Eczanelere veriyorum. Aklın yolu birdir yani bunların içerisinde bir ilim var bir bilim var. Dolayısıyla da bu ilime vakıf olan kişiler eczacılardır. Bu işi eczacıların yapması gerekir.

Aktarların başında tıbbi ve aromatik bitkiler meslek yüksek okulu mezunları olmalı

Hocam biraz önce ?Hekimlerimiz bitkileri tanımıyor? dediniz, bu söz eczacılar için de geçerli olabilir mi? Diğer bir tarafta da aktarların yıllardır edindikleri bir bilgi birikimi var. Bu durumda ne yapılmalı?

Burada aslında çözüm çok kolay. Hekimler bitkiyi bilmeyebilir ama eczacılar eczacılık fakültesinde fitoterapi yani bitkisel tedavi eğitimi alıyorlar. Ancak Türkiye'de son 4-5 yıldan beri tıbbi ve aromatik bitkiler meslek yüksek okulları var. Bu okullarda bitkilerin hazırlanması ve doğadaki bitkilerin tanıtılması konusunda eğitim alıp mezun olan binlerce yetişmiş insan var. Aktarların başına bunların gelmesi lazım. Yani nasıl ki fırınlarda bir gıda mühendisinin olması şartı varsa aktarlarda da tıbbi aromatik bitkiler meslek yüksek okulundan mezun birisinin olma şartı getirilmesi gereklidir. Böylece hem bu işin ilmini, eğitimini almış gençlerimiz iş bulmuş olacak hem daha yapılan iş daha bilimsel olacak.

Bitkisel ürünlerle tedavi istismara açık bir alan. Ülkemizde de bu işi lokman hekim ya da bitki özü uzmanı olarak tanıtan kişiler bitkilerle tedavi ettiklerini söyleyip bitkileri bilinçsizce kullanmayı önerebiliyorlar?


Mesela bazı kişiler çıkıyor ve ben herbalistim diyor. Nereden herbalistsin, eğitimini aldın mı? Yani bir kimya, biyoloji, tıp, eczacılık eğitimi yok ki ama kendisine herbalist adını vermiş ve bir sürü bitkisel karışımlar veriyor. Bu işi tamamen ticarete dökmüş. Yanlış olan da bu zaten.

'Bitkilerin yan etkisi yoktur' düşüncesi çok yanlış

Bitkileri tedavi amaçlı kullanırken nelere dikkat etmeliyiz ?

Öncelikle şunun bilinmesi lazım, bitkilerin yan tesiri yoktur yanlış. Çünkü bitkilerin de yan tesirleri vardır. Kullanılacak olan bitkinin miktarı, türü çok önemlidir. Aynı bitkinin 16-17 tane türleri var. Onun dışında bitkilerin kaynatma süreleri çok önemlidir. Dolayısıyla bunlara bilimsel bir formatla bakmamız gerekiyor. Bir de bitkileri mümkün olduğu kadar az karıştıracaksınız. Tek bitki ya da en fazla iki bitkiyi karıştırmalısınız. Örneğin portakal diyorsunuz ama yafa portakalı var, kan portakalı var, Washington portakalı var. Bunların hepsi birbirinden farklı türler. Vertigo hastalığına karşı yafa portakalının kabuğu faydalıdır, Washington portakalının değil.


Bitkiler her derde deva mı? Ve her hastalığa bir bitkinin önerilmesi doğru mudur?

Bunu pazarlama tekniği olarak konuşmak çok yanlış. Yüce Allah; 'Hiçbir dert yoktur ki biz onun çaresini vermemiş olalım' diyor. Demek ki doğada bunların çareleri var ama buradan çıkıp işte bitki ile mutlak suretle tedavi ederiz diye bir şey söyleyemezsiniz. Mesela bir antibiyotiğin yerini hiçbir bitki dolduramaz. Öncelikle modern tıp esastır, ama destek tedavi olarak ne yaparsınız mesela bitkileri kullanırsınız. Örnek veriyorum, kişi yüksek tansiyon hastasıdır yüksek tansiyon ilacı kullanıyordur. Siz bir yüksek tansiyon hastasına kereviz yedirirseniz, kereviz tansiyonu yükseltir. Aslında kereviz bir sebzedir ve bunun yan etkisi demek çok yanlış. Bunun dışında öyle bitkiler vardır ki alerji yapar. Tüm bunları bilmek zorundasınız. Dolayısıyla bu işin ilmine vakıf kişilerin bu işi yapması gerekir.

Üniversite sınavına hazırlananlara havuç suyu ve can eriği

Üniversite sınavına hazırlanan öğrenciler için ders çalışmalarında onlara katkı sağlayacak, zihinlerini açacak hangi bitkileri önerirsiniz?

Sınav dönemleri stresli dönemlerdir. Çalıştıklarını akılda tutmaları, unutmamaları gerekir. Unutkanlığa karşı sınav dönemleri başlamadan bir ay önceden bir çay bardağı taze sıkılmış havuç suyu içecekler. Bu unutkanlığa karşı iyidir hem de zihin açıcıdır. Stresleri varsa gerginlik hissediyorlarsa da burada yapacakları şey günde iki defa kendilerini gergin hissettiklerinde melisa çayı içebilirler. Zaten onu içtikten 5-10 dakika sonra nasıl gevşediklerini hayretle görecekler.

Peki havuç suyunu sürekli mi içmeliler?

Evet düzenli olarak akşam yatmadan bir çay bardağı içecekler. Bir de şimdi mevsimi yaklaşıyor can eriği yesinler. Can eriği hem zihin açıcıdır hem de çok faydalıdır.

Soframızda mutlaka olmazsa olmaz diyeceğiniz bitkiler hangileridir?

Şimdi bunu bu şekilde bu şifalıymış bu faydalıymış deyip hiçbir şeyi alışkanlık haline getirmeyeceksiniz. İhtiyaç hissettiğinizde onu kullanacaksınız. Bir şeyi alışkanlık haline getirdiğiniz zaman, ona ihtiyacınız olduğunda bu sefer onun faydasını alamayacaksınız. Onun için belli bir müddet kullanılırsınız ondan sonra kullanmayı bırakırsınız. Yani hiç bir gıdayı hiçbir bitkiyi, hiçbir besini düzenli olarak alışkanlık haline getirmeyeceksiniz.

Doğal olmayan hibrit tohumda ne mineral ne de vitamin var

Çağımızın kabus hastalığı kanser. Sayı olarak pek çok kişinin bu hastalanmasının yanı sıra ünlülerden de bu hastalığa yakalananlar var. Örneğin, Nilüfer, Vahide Gördüm gibi? Kansere yakalanmamak için nasıl yaşamalı? Nasıl beslenmeli?

Kanser neden bu kadar arttı? Beslenirken gerekli olanları alamıyoruz. Gıdanın temeli nedir? Tohumdur. Tohumların mümkün olduğu kadar doğal tohum olması lazım. Şimdi domateste, biberde doğal tohum olmayan hibrit tohumlar kullanıyorlar. Bu tohumlarlar bitkinin verimliliğini arttırıyorlar. Bir şeyin verimliliğini yüzde 80 arttırırsanız, başka bir şeyi de yüzde 80 azaltıyorsunuz demektir. Dolayısıyla siz bir tohumdan 1'e 80 alacağım diyorsanız, bilin ki bir şeyleri de eksiltiyorsunuz. Verimliliği arttırılmış tohumların yüzde 80'inde eksiklikler var. Nedir bu eksiklikler? Mineraller, vitaminler ve ana etkin malzemeler. Mesela domates kalp büyümesine, ileri yaşlarda idrar yapma zorluğu olan erkeklerin iyi huylu prostat büyümesi şikayetlerine, göz tansiyonuna karşın glokama karşı çok etkilidir ancak doğal tohum, geleneksel tohum olacaksa. Ancak siz bunu hibrit tohumdan yaparsanız bu özelliği yok olur. Hem mineralleri hem vitaminleri hem de hastalıklara karşı koruyucu önleyici özelliği olan ana etkin maddeleri eksik olur. İşte bu yüzden insanlar eksik besleniyor ve bu hastalıklar görülüyor. Gıda takviyeleri niye çıktı zannediyorsunuz. Yok likopen tableti, yok takviye C vitamini, yok niyasil kullanın, yok omega 3 kullanın, yok folik asit kullanın? Bir sürü yakışıklı kutular içerisinde ürünler çıktı. Peki bunlar niye çıktı? Çünkü tükettiğiniz sebzenin ve meyvenin içindeki mineraller vitaminler ve ana etkin maddeler eksik.

Ekolojik ya da organik olmasının önemi yok, önemli olan doğal tohum olması

O halde organik mi beslenmemiz gerekiyor?

Şimdi organik diyorlar, ekolojik pazarlama diyorlar falan. Organik neymiş işte gübre yok, zirai ilaç yok, hormon yok demektir. Tamam doğru ama siz tohumu soracaksınız. Tohum eksik o tohumu ektiğiniz zaman içerisindeki vitaminler mineraller ana etkin maddeler eksik. Bana onun ekolojik olmasını veya organik olmasının faydası yok. Siz tohumu soracaksınız. Bunun tohumu ne? geleneksel tohum mu? O olması lazım .

Peki biz tohumun doğal tohum olup olmadığını nasıl anlarız?

Tadından anlarsınız zaten.

Bahar yorgunluğuna lahana, bahar nezlesine üzerlik tohumu

Bahar geldi bahar nezlesi ve bahar yorgunluğu şikayetleri arttı. Bunun için neler söylemek istersiniz?

Bahar yorgunluğuna karşı lahana. Ama bu lahanalar pazarda satılan futbol topu büyüklüğündekiler değil, bu benim söylediğim iri büyük lahanalardan. Özellikle pazarcılar onun en dış kabuklarını atıyorlar. Ama aslında nimetin hikmeti o en dış kabuklarında saklı. Lahanayı 15 dakika kaynatıp onun suyunu içecekler, muhteşem etkilidir bahar yorgunluğundaSaman nezlesi başlıyor, polenler uçuşmaya başlıyor onun için de üzerlik tohumu kullanacaklar. Kaynayan suyun içine tencereye iki bardak suyu döksünler iki üç yemek kaşığı da üzerlik tohumu atsınlar içine. Onu inhilasyon yapacaklar, burunlarından soluyacaklar ve hemen anında görecekler burun içindeki kaşıntı hapşırma da geçecektir, göz sulanmaları ortadan kalkacaktır.


Hocam bir de size bal konusunu sormak istiyorum. Biliyorsunuz 5 bal firması sahte bal yaptığı için Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından ifşa edildi. Bu konu ile ilgili ne söylemek istersiniz ? Bal bizim için çok önemli ama sahtesini nasıl ayırt edeceğiz?

Bunun için ürünlerin marka olmasına dikkat edeceksiniz. Bunların sıkı denetimden geçmesi lazım. İyi yerlerden alışveriş yapacaksınız, tanımadığınız yerlerden, reklamlardan, şuradan buradan aldanarak bunları seçmeyeceksiniz. Çünkü ancak laboratuvar analizleri doğrultusunda o balın sahte olup olmadığı ortaya çıkar. Şimdi bunu vatandaşa almadan git bunu laboratuvara götür tahlil sonucuna göre oradan balı al demek de yanlıştır. Dolayısıyla devlet vatandaşın haklarını hukukunu çıkardığı yasalarla korumalıdır ve bu konuda çok iyi denetim yapılmalıdır.

Zayıflamak istiyorsanız nefsinize hakim olacaksınız

Saçları kendi doğal rengine döndüren bitkisel ilaçlar Sağlık Bakanlığı'ndan onaylı olmadığı gerekçesiyle piyasadan toplatıldı. Bunun hem umut tacirliği hem de dolandırıcılık yönünde olumsuz etkileri oldu. Peki bu tür olumsuz durumların yaşanmaması için kişiler bitkisel ürünleri kullanırken nelere dikkat etmeli?

Tabi yine bunların içerisinde katkı maddeleri var zararlı kimyasallar var. Zayıflama hapları da öyle değil mi? İşte yok altınlı, yok gümüşlü, yok kromlu bir sürü bir şeyler çıktı.Zayıflamak mı istiyorsunuz? Nefsinize hakim olacaksınız bu iş bu kadar basit ya da iyi bir diyetisyene gideceksiniz. Şimdi çok iyi diyetisyenlerimiz var, diyetisyenden en uygun beslenme listesi alacaksınız ve bu sayede her ay bir iki kilo zayıflayacaksınız. Ama bu iş öyle hapla falan olmaz.

Zayıflamaya yardımcı olarak hangi bitkilerden takviye almalıyız? Örneğin maydanoz suyu ya da lahana suyu zayıflamaya yardımcı olur mu?

Maydanoz suyu bir üretiktir yani bir miktar vücudunuzdan su atar siz zayıfladığınızı zannedersiniz ama lahana kürü ile gerçekten zayıflamanız mümkün ama bunu düzenli yapmanız lazım.

Lahana kürünü nasıl uygulayacağız?

İki büyük yaprağı suda15 dakika kaynatacaksınız ve bunu gün içerisinde tüketeceksiniz.15 gün boyunca sadece suyunu içeceksiniz ve bir hafta ara vereceksiniz. Sonra bir daha başlayacaksınız. Böylece vücut yağ atmaya başlayacak.

Süt konusunda da çeşitli tartışmalar yapıldı. Sizin bu konuda "Süt kemikleri güçlendirmez aksine eritir" şeklinde bir açıklamanız oldu. Bu ezber bozan bir ifade. Bunu açıklayabilir misiniz? Bilinenin aksine gerçekten süt faydasız mı?

Sütün içerisinde proteinler var, bu proteinlerinden en önemlilerinden bir tanesi de kazeindir. Kazeini oluşturan kükürt içerikli amino asitlerdir. Kükürt içerikli amino asitleri zengin olan süt tüketildiğinde vücudu asidik yapar. Vücudun tekrar dengelenebilmesi için yani asit baz dengesinin kurulabilmesi için vücutta tek bir mineral var bunu yapacak olan, o da kalsiyumdur. Kalsiyum da nerde var kemiklerde, bu defa da kemiklerden kalsiyum ayrılmaya başlar. Buna da biz kemik erimesi diyoruz. Yani bugün siz Amerika?da Avrupa'da süt kemik erimesine karşı iyidir çocukların boyunu uzatır diye bir reklam yapamazsınız bu konuda yüzlerce bilimsel çalışma var.

Süt yerine brokoli

Peki biz kalsiyumu nereden alacağız?

Brokoliden alabilirsiniz. Özellikle yeşil sebzelerde brokolide, lahanada, maydanozda bol miktarda kalsiyum vardır. Kemik erimesi olanlar, yaşlılar, menapoza girmiş hanımlar özellikle brokoli ile beslensinler. Haftada 3-4 defa yesinler, nasıl gelişme olduğunu, kemik erimesinin önüne geçtiklerini görecekler. Bugün Amerika?da ilk doğumunu yapmış her kadın nerdeyse kemik erimesi hastalığından şikayet eder, osteoporozdan. Neden çünkü bol sütle besleniyorlar. Afrika'daki kadınlar kemik erimesinden şikayet etmezler ki çünkü bol tahılla beslenirler, kemik erimesi şikayetleri yok. Çinliler ne süt bilir ne peynir? Hintliler de öyle. Bu ülkelerde hem kanser oranı çok düşük hem de kemik erimesi diye bir şikayet yok. Nereden çıktı kemik erimesine karşı tek çözüm süttür diye?

Astım Hastaları Sütten Uzak Durmalı

O halde şimdi biz çocuklarımıza süt içirelim mi içirmeyelim mi?

Sütün içerisinde laktoz var laktoz hem glikozdan hem de galaktozdan oluşur. Şimdi anne sütünü emen bebeğin bu laktozu kullanabilmesi için annenin kanallarında, memesinde basilus bifidus diye bir bakteri var. Anneyi emerken bunu da alıyor midesine ve laktoz bu şekilde parçalanıyor. Bebek sütten kesilince mecburen laktoz intoleransının ortaya çıkma riski çok yüksek. Mesela astım hastalarının sütten uzak durmaları gerekir.

Sütün içerisindeki bu laktoz galaktikol oluşturuyor selilütlerde bol yağ dokusunda birikir galaktikol, gözde katarakta neden olur. Mesela buzağılar da annesini emiyor düşünün onda da yüksek oranda kazein var, peki onda nasıl oluyor? İşte buzağının midesinde dünyaya geldiğinde renin diye bir enzim var, o renin enzimidir laktozu parçalayan. Yaşı ilerledikçe aylar ilerledikçe buzağının midesindeki renin üretilmemeye başlar ve buzağı sütten kesilir, ondan sonra o buzağıya süt içiremezsiniz, doğasında yok. Her canlı dünyaya geldiği zaman belli bir müddet anneyi emer ondan sonra sütten kesilir. Düşünün boğalar süt içmiş olsaydı inek yavruladığı anda o buzağıya sıra mı gelirdi? Hepsi ineğin memesine yapışırdı. Dolayısıyla bir de şunu unutmayın protein bakımından en az protein oranı onlan anne sütüdür. En yüksek olan faredir, 12 birimdi. Anne sütünde ise yaklaşık olarak 1 birim var. İnek sütündeyse bunun tam 3 katı var, keçi sütünde bunun 4.5 katı var, köpeklerde de 6 katı var.

Peki protein nereye gider, neden önemlidir? Diyelim ki bir atın, köpeğin ya da kedinin yavrusu dünyaya geldi bir an önce annesinin memesini bulması lazım, kaslarının güçlenmesi lazım. Onun için memeli hayvanların sütünde protein yüksek, anne sütünde ise azdır. Çünkü bebeğin kaslarının gelişmesine ihtiyaç yok ama beyninin gelişmesine ihtiyaç vardır. Şimdi aynı anda iki bebek dünyaya gelsin ve ağırlıkları da aynı olsun. Birini anne sütüyle diğerini de inek sütüyle besleyin, inek sütüyle beslenen 3 ay sonra tam bir tosuncuk olur. Anne sütüyle beslenen onun yanında cılız kalmış dersiniz. Ama halbuki o da çok zeki olmuştur.



T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmı